Rus bir emlak ağı şirketinde İş Geliştirme Direktörü olan Dmitry Vorontsov’un bir internet sitesinde paylaştığı düşündüren deneyimlerini sizler için derledik.

Üniversite yıllarımın başındayken birçok insan gibi ben de yüksek notlar almanın hayattaki en önemli şeylerden biri olduğuna ikna edildim. Hem ailem hem de öğretmenlerim derslerimde başarılı olduğum sürece hayatta her kapının bana açılacağını söyleyip dururlardı. Ben de körü körüne onlara inanırdım.

Şimdiyse kendi oğlumun ben onun yaşındayken ders çalıştığım kadar çalışması taraftarı değilim. Biliyorum kulağa delice geliyor ama tüm bunlara bir de benim gözümden bakın.


1) Hiç kimse bana notlarımı sormadı.

Bugüne kadar girdiğim mülakatlarda hiçbir insan kaynakları sorumlusu üniversitedeyken hangi dersten kaç puan aldığımı sormadı. Hatta hepsinden aldığım ilk soru; bu zamana kadara olan “deneyim”lerimin neler olduğuydu. Öyle ki spora olan ilgim, bilgisayar ve teknolojiye olan merakım benim tercih sebebi olmamda daha da etkiliydi.


2) Üniversitede öğrendiğim her şeyi unuttum.

Eskiden sınavlara girip çıktıktan sonra o sınava dair ne çalıştıysam hepsini unuturdum. Mezun olup çalışmaya ilk başladığım zamanlarda düşününce üniversitedeyken çalıştığım hiçbir şeyi öğrenmediğimi fark ettim.

O zamanlarda aldığım notlar aksini söylese de şimdi hatırlamaya çalışınca aklımda üniversitede öğrendiklerime dair tek bir şey yok. Lise mezunu bir insanla benim aramda nasıl bir fark kaldı ki o zaman? İşimi, çalışmaya başladıktan iki ay sonra deneyim kazandıkça öğrenmeye başladığımı fark ettim.


3) Yüksek not peşinde koşmak sağlığıma zarar vermeye başladı.

Benim bir şeyi doğru düzgün öğrenebilmem için gerçekten isteyip üzerine çalışmam gerek. Bu yüzden sınav haftaları kabusum olurdu. Günde 12 saatten fazla tekrar yaptığımı hatırlıyorum. Hala da derste ve toplu taşımalarda yorgunluktan uyuyakalmalarımı hatırlarım. Kendimi ne kadar yorduğumu düşünüyorum. Bütün bunlara nasıl sabırla katlanmışım şaşırıyorum aslında.


4) Başka insanlar için asla zamanım yoktu.

Üniversitedeyken network ağımı ve dolayısıyla da kendimi geliştirmek için önüme sayısız fırsat çıkmıştı. Fakat ben çalışmakla zaten fazlasıyla meşguldüm. Ders çalışmaya o kadar vermiştim ki kendimi networkü bırakın, çevreme arkadaş edinmeye dahi zamanım kalmamıştı.

Daha sonralarında ise ilginç bir gerçeği fark ettim. Üniversite yıllarını sosyalleşip kendine ilgi duydukları alandan arkadaş edinenlerin hepsi şimdi çok güzel yerlere gelmişler. Hatta içlerinde 30 yaşında büyük şirketlerden birine CEO olanı bile var. Ve evet kendisi üniversitedeyken hiç o “örnek öğrenci” tiplerinden biri değildi.

Bu aklımla tekrardan üniversite yıllarıma dönebiliyor olsaydım eğer, kesinlikle ders çalışmaya ayırdığım zamanı azaltır; öğrenci kulüplerine, etkinliklere, sosyal ağ oluşturmaya vb. daha çok çaba gösterirdim. Üniversitenin en çalışkan öğrencisi olmak yerine en sosyal öğrencisi olmayı tercih ederdim.


5) Bana para kazandıran tüm yeteneklerimi üniversiteden sonra keşfettim.

Bir şeyi eğer gerçekten ona ilgi duyuyorsanız tamamen öğrenebiliyorsunuz. Fakat maalesef ki modern eğitim sisteminde gerçek hayatta kullanılması çok az mümkün olan o teorik bilgiler öğretilmeye hala devam ediliyor.

İngilizceyi, ilkokuldan itibaren derslerini almama rağmen gerçek anlamda üniversiteden sonra dil öğrenmeye ilgi duyduğumu fark etmeye başladıktan sonra kavradım. Hatta bloguma yazı yazmaya başladıktan sonra eğitim hayatım boyunca öğrendiğim yazım ve imla kurallarından daha fazlasını öğrendim.


Tüm bu deneyimlerimi, öğrencilere ve kendi çocuklarıma vereceğim tavsiyeleri özetlersek:

  • Sınavdan AA almak yerine BA almak hayatınızdan size hiçbir şey kaybettirmeyecek.
  • Faturalarınızı sahip olduğunuz yeteneklerinizle ödeyebileceksiniz, sınav kağıtlarınızla değil.
  • Sahip olduğunuz network size hayatınızda avantaj sağlayabilir, 4 üzerinde 4 not ortalamasıyla aldığınız diploma değil.
  • Başkalarının beklentilerini karşılamak için değil, hayatınızı anlamlandırmak için çalışın.

facebook-paylas2 new-twitter-paylas2

Hatice Dirgen
[email protected]

Yorumlar